GERİ BLOG

ÖNCEKİ
YAZI

Boğanla Acının İçinde Oturmanın 17 Yolu

Annem Konya, Karaman’da* büyümüş; hırslı bir kız çocuğu. Okumayı dört yaşında, sobanın üzerinde yazan ZONGULDAK harflerinden öğreniyor. Annesi İlkokul öğretmeni ama kızını, o erkenden okumayı öğrense de okula yollamıyor. Kızı minyon. Ufak tefek. Yemesinler kızımı diyor. Annem sonunda yedi yaşında çoktan Çocuk Kalbini devirmiş zekası ile birinci sınıfa başlıyor. Birinci ayın sonunda anneannemi okula çağırıyorlar. “Güler Hanım, Melike yanında oturan çocuğun defterini yırtıp duruyor.” Nedeni belli. Bir aydır hala hecelemeyi öğrenemeyen vasatlığa doğan tepki, duygularından taşıp fiziksele dökülüyor. Annem sınıfta çoook defter karalıyor.

Hikayenin sonu mutlu bitiyor. Karaman’dan çıkan minyon kız, önce İstanbul Erkek, sonra Çapa’yı bitiriyor. Doktorluğunu girişimciliğe evirip kendine kocaman bir dünya yaratıyor.

Hikayenin bana anlatılmayan kısımlarında bir çok dönüm noktası var. Biliyorum. Tam kotarılamayacak, her şey kaybedilecekken ucundan dönülen anlar. Baba vefat ediyor, annem hala Konya’da, o sınav kazanılmazsa hiçbir geleceği olmayabilir. BAM. İstanbul Erkek kazanılıyor. Eşinden ayrılıyor, asistanlığını yeni bitirmiş, bir daha asla toparlanamayabilir. BAM. Bir yerlerden bir şekilde kaynak bulup Almanya’ya gidiyor ve yeni bir branşta uzmanlık alıyor. Önüne yepyeni bir kapı açılıyor.

Hikaye belki de bir çok Baby-Boomer’ın hikayesi. Hala masada onlarca yapılmamış, kurulmamış iş olan; fırsatların bolluk içinde yerden bittiği bir dünyada büyüyen ancak bunlardan faydalanabilmek için de bulunduğu konumdan hızla çıkıp kendini dönüştürmesi gereken, potansiyelini gerçekleştirmek için kendini baskı altında hisseden bir kuşağın öyküsü. Siyah-beyaz, her şey ya da hiçbir şey dünyası. Sürekli eldeki el ile karşıdakinin bahsini gören, arttıran, arttıran, masadaki son insanla göz göze gelip de her el rest! denilen bir döngü. Gri hiçbir alanın olmadığı, zira gri alanlarda tüm dünyaların kaybedilip kazanıldığı ve sürekli, hiç pes etmeden koşulan bir dünya burası. Her şeye rağmen, her imkansızlığa karşı başarılan bir arena.

Bu jenerasyonla büyümüş bir kadın olarak kendi gri tahammülsüzlüğümü yeni keşfettiğim bir yıl geçiriyorum. Oysa ki siyah-beyaz dünyalar ne kadar kolay!
Ajansın Kasım’da teslim edeceği görselleri Mayıs olduğu halde hala göndermedi mi? Yayıyorlar, kötü bir ajanslar!
Aldatıldın mı? Herif rezil!
Aldattın mı? Sen de rezilsin!
Ortağın yeni bir iş kuruyor ve seni bu yeni işte tam olarak nereye koyacağını henüz konuşmadınız mı? Hemen ilişkiyi kesip at!
Yüz binlerce lira vergi borcun mu var? Hemen iflas ilan et, çünkü batırdın!

Siyah-beyaz alanda yaşamanın bir takım pratik tarafları var. Mesela acının içinde kalmana gerek yok. Hiç. O anda gelen duygularla oturmana, duygu seli başından aşağı akarken yağmurda ıslanmış köpek gibi koşturmana, o rahatsızlığı hissetmene hiç gerek yok. Çünkü siyah-beyaz dünyada hızlı bir kategorizasyon, hızlı bir karar, hızlı bir aksiyon; dolayısı ile o gri alanda hiç kalmadan hemen bir rahatlama var. Siyah-beyaz dünyada her şey hızlı. Acı az.

Acı az ama kararlar hemen hep yanlış. Bu sene, vekaleten hayatın siyah-beyaz olduğunu; asaleten yaşananın ise grilerde olduğunu görüyorum. Hayatın siyah-beyaz’dan ibaret olmadığını kabullenip grilerde oturmaya başladığımdan beri Albert Einstein’ı daha iyi anlıyorum. “Bir sorunu çözmek için bir saatim olsaydı problemle ilgili düşünmeye 55 dakikamı, çözümlerle ilgili düşünmeye ise 5 dakikamı ayırırdım” diyor. Siyah-beyaz’larda yaşarken beyin hızlı yargıya varıp hemen çözümlere atlıyor. Griler ise problemin içinde oturmakla ilgili. Fırtınanın gözünde oturan bir boğa gibi. Her an farkında ve gözü açık ancak hareket etmeyen. VAY!

Boğayla o acının içinde hareketsiz oturunca (ki bazen imkansız oluyor) gerçekten bir takım enteresan şeyler oluyor;

  1. Bak, ben aşırı dürüst bir insanım. Karşıdaki değil. diye yargılamak süper kolay. Zaten eminim doğrudur da. Hepsi pu.t bu insan evlatlarının! :) Ama işte bir derin nefes ve yargılamadan bakmayı becerirse insan, kendi için durumla ilgili bambaşka bir çözüm görebiliyor.
  2. Bir merak geliyor. Lan acaba bunu neden yaptı; bir sorsam mı? diye bir dürtü çıkıyor. Beynin sonuçlara hızla atlayıp cengaver bir yargı ve karara ulaşmasına engel olduğunda; genetik kodlama başlıyor sormaya. Ama nedeeeennnn? O neden’leri sorup yanıtları dinlediğinde, ama gerçekten dinlediğinde, bazen apayrı, çok yaratıcı, bambaşka bir ilişkiye, sonuca, karara ulaşıyor insan.
  3. Şemsiyenin ısrarla açılmadığını farkedince (ki bazı durumlarda gerçek bir basur problemine de yol açabiliyor; dilerseniz genel cerrah önerebilirim, doktor kızıyım) ve bunu kabul edince, o kabulun içinde bambaşka çözümler kendini gösteriyor. Hızlı karar dünyasında kendini göstermeyen, sadece acılı bir sükunetle oturulduğunda kendini ele veren bir küçük inci. Bir fırsat.


Üniversite’de Matematik okurken işkenceci bir hocamız vardı. Çok ileri seviye bir ders. 403 mü ne. Adam finalde tek soru sormuştu. Hep ya da hiç. Görüyorum ve arttırıyorum. Rest! BAM! Tek sorulu bir Matematik finali şunları içerir; kanıta ulaşmak için üç saat ve 10 boş sayfa. Bir an önce yazmaya başlamanız gerekir. Yazarsınız, yazarsınız, yazarsınız. Kanıt kendini göstermez. Devam edersiniz. Sonunda, tam asla olmayacak bu b.k dediğiniz noktada çözüm kendini gösterir. Yazmaya başlamazsanız o noktaya asla gelemezsiniz. Ancak sayfalarca yazınca kendini gösteren kanıttan geri gider, sorunun yanıtını tek sayfa olarak teslim edersiniz. Geri kalan sayfaları kibar bir şekilde katlayıp çöpe atarsınız. Sonuç: A+

Matematik için formüllerimiz var. Dünyadaki griler için ne kadar az yer olduğunu görmek için ufak bir egzersiz yeterli. Aşağıdaki uçların arasında kalan gri alanlara isim vermeye çalışın; başta aşırı kolay, aşağıya doğru aşırı zorlama olunca bana küfretmeyin.
  1. Siyah ve beyaz (İpucu: Gri!)
  2. Büyük ve küçük
  3. Yukarı ve aşağı
  4. Sağ ve sol
  5. Hızlı ve yavaş
  6. Yaşlı ve genç
  7. Gürültücü ve sessiz
  8. İyi ve kötü
  9. Yakın ve uzak
  10. Geçer ve kalır
  11. Mutlu ve üzgün
  12. Temiz ve kirli
  13. Utangaç ve girişken
  14. Sakin ve endişeli

Kaç kelime var bu kelimeler arasındaki gri alanları anlatabileceğimiz? Kaçında “orta” ya da “ortalama” diye başladığınız sıfatlarla idare ettiniz? Geçtiğimiz haftanın yazısına selam olsun. Gri alanlarımızı anlatabileceğimiz kelime dağarcığımızın az olması, bu duyguları tanımlamamızı, dolayısı ile yaşamamızı da zorlaştırıyor.

Bu sebeple de ortalama değil de aşırı gri bir duygu seli gelip anksiyete yağmuru ile bütün düşünme hatta bazen nefes alma fonksiyonlarını kitlediğinde bu kadar medeni olamıyor; sağlıklı düşünemiyor insan. Öyle durumlar içindeyken arkadaşlar çok iyi geliyor. Benim dürtülerimle hareket etme eğilimimi bilen arkadaşlarım kendi deyimleri ile “kaynamaya başladığımı” görünce Hop!diyorlar, bir yavaş!

Tabii onlar da her zaman yanımda olmuyor. Öyle durumlarda bazen ben hala selin içine düşüp yanlış kararlar alıyorum. Ani, sert, hızla çözüme ulaşıp bu duyguları susturmak, onlardan kurtulmak isteyen yanıma yeniliyorum. Sabah olduğunda diyetini bozmuş bir adam gibi, alkole tekrar boyun eğmiş bir alkolik, sekiz sene önce sigarayı bırakıp dost sohbeti sırasında bir tane dal sigaraya gönlünü kaptırmış bir kadın gibi oluyorum. Bir suçluluk. Ağzımda bir yenilgi tadı. Bir bağımlı. Öyle sabahlarda boğayı uyandırıyorum. Canım, günaydın. Bir işimiz vardı diyorum. Dün gece bir fırtına atlattık; ona yenilgimin yeni fırtınası gelecek. Bir içinde oturalım, bu grinin tonuna birlikte bakalım. Hadi canım. diyorum. Birlikte usul usul, Ejderhanı Nasıl Eğitirsin? çizgi filmindeki gibi mağaramıza gidiyoruz. Bir uca ilişiyoruz. İlk esinti başlıyor. Ortalık karışmadan göz göze geliyoruz. İkimiz de biliyoruz ki bu, ömür boyu devam edecek. Ama farkında olmak, bizi averajdan hep şampiyon yapacak.

*Karaman, o dönem ilçeydi.

Yazan: Melis Abacıoğlu Sezener
Derleyen: Ezgi Bozkurt
 
Kaynakça:

https://psychcentral.com/blog/how-to-sit-with-painful-emotions/

https://www.nextavenue.org/the-value-of-sitting-with-your-pain/

https://www.huffpost.com/entry/black-and-white-thinking_b_30747

https://www.learning-mind.com/black-and-white-thinking/

https://psychcentral.com/blog/cognitive-distortion-how-does-black-and-white-thinking-hurt-us/

https://www.verywellmind.com/dichotomous-thinking-425292

https://www.betterhelp.com/advice/personality-disorders/understanding-dichotomous-thinking-and-what-it-means-for-you/

https://www.goodreads.com/quotes/60780-if-i-had-an-hour-to-solve-a-problem-i-d