GERİ BLOG

ÖNCEKİ
YAZI

Berlin'deyiz, Kıskanmıyoruz: WisR, DB ve Dahası!

Üniversite birinci sınıf. Sanırım okulun başlaması üstünden 10 gün kadar geçmiş. Ailemden uzaktayım. Matematik okuyorum. Herkes çok zeki. Olacak iş değil. Ben iyi bir öğrenciydim, hani inek diyeceğiniz cinsten. Ben inektiysem bu insanlar uzaylıydı. Ama o kadar uzaylı seviyesindelerdi ki -hani gerçekten o kadar istedikleri, sevdikleri için; tutkuyla, aşkla, hayatta başka hiçbir şey okumayı tercih etmeyecekleri için Matematik okuyorlardı ki(!) onlara yakışıyordu. İnek demeye dilim varmaz. Vizyonerlerdi. Heyecanlılardı. Heyecanları da felaket bulaşıcıydı. O coşku o kadar üstüme yapıştı ki bir daha beni hiç bırakmadı. Gerçekten sevdiği için bir işi yapan insanlara takma isim vermek çok zor. Çünkü sadece oldukları gibiler.

Her sene yüzlerce girişimcinin peşinden koştuğu Berlin Partners - Female Founders hızlandırma programına başvururken hiçbir beklentim yoktu. Ekipçe kabul olduğumuzu söyleyen e-maili alıp, oturduğum yerde küçük bir WMCA dansı yapıp milyon iş arasında her şeyi organize edip, Berlin'e inip bu odaya girdiğimde bunu yaşamayı beklemiyordum. Ama oldu. Aynı his. İnek la bunlar! nidası, içeride bir yerlerde saklanmış bir kıskançlık, bir yandan da ben de onlar gibi olucam büyüyünce hissi. Öyle ortaya karışık.

İş fikirleri ilham versin diye yazıyorum. Özellikle de İnsan Kaynakları & Kurumsal İletişim için ilginç olabilecek bir iki proje ve bilgiyi de buraya bırakıyorum.

WisR:

 

WisR kurucusu Klaudia Bachinger Female Founders katılımcılarından. Klaudia'nın hikayesi anneannesi ile başlıyor. İlham veren, güçlü bu kadın; emeklilik sonrasında karşılaştığı sosyal izolasyon ve yoğun "değersizlik" hissi ile hayattan zevk alamadığını torunu ile paylaşıyor. Bu ihtiyaçtan yola çıkan, yanında da bomba gibi bir takımı olan Klaudia, şu anda kendi dünyasını anneannesinin izinde değiştiriyor. WisR, Viyana doğumlu bir şirket. Avusturya genelinde emekli olmuş kişiler ile dönemsel ama deneyimli çalışan ihtiyacı bulunan şirketleri bir araya getiriyor. Şimdilerde ise Berlin'deki bu program aracılığı ile Almanya'daki çok daha büyük ve hızlı gelişen pazarı ele geçirme hayalleri kuruyor. İngilizce röportajının devamını okumak ve WisR'ın detaylarını öğrenmek için buraya buyurun.

DB Mindbox:

Deutsche Bahn, evet, yanlış okumadınız. Baya Alman Devlet Demiryolları. Yememiş, içmemişler, demiryollarının dijitalleşmesi için enfes bir inisiyatif yaratmışlar. Neden ilgimi çekiyor? İnsan Kaynakları'nın açtığı çok iyi bir program var. Kendi iş fikriniz ya da ürününüz ile DB İnsan Kaynakları'nın açtığı programa başvuruyorsunuz. Eğer programa kabul olursanız DB'nin içinde ürününüz kullanıma giriyor, şirket içindeki 300 bin kişiye kademe kademe açılarak farklı geribildirim mekanizmalarından geçiyor. En sonunda programı bitirirken elinize 25 bin Euro ve DB ile yapılmış inanılmaz bir proje referansı vererek arkanızdan su döküyorlar. Keşke biz de Türkiye'de yapsak ya, hadi yapalım! Yapın! :) Detaylar burada.

Önleyici Sağlık Kanunları:

Görmeyeli Almanya'da çalışan sağlığı ve well-being'ine yönelik inanılmaz ötesi vergi mekanizmaları yürürlüğe girmiş. İki tanesini özetliyorum. Kıskanalım, mecliste alt komisyonlarda fısıldanması için ateş yakıp dumanla haber gönderelim.
- İlk kanun yüz yıllardır var ancak aktif kullanılmasının ömrü son üç-beş seneyi kapsıyor. Bu kanuna göre her bir çalışan için şirketin yaptığı sağlık & well-being harcaması direkt vergiden düşülüyor. Leziz.
- İş Sağlığı ve Güvenliği kanununun Almanya eşdeğerine göre mental sağlık da kapsama alanında. Düzenli yapılan risk analizleri ile bir çalışanın stres seviyesi ölçülüyor. Devlet müfettişleri, stres seviyesinin alarm verdiği şirketlerde ceza verme hakkına sahip. Görüştüğüm kişi kontroller sonrasında aktif cezalandırma olmadığını söylese de sektörde en çok konuşulan konunun şu anda bu olduğunu, mevzunun da giderek büyüyeceğini söylüyor.
- İki senedir yürürlükte olan kanun, emeklilik fonunu ilgilendiriyor. Diyelim ki bir çalışan doktora gitti ve doktor da ona dedi ki; "bak canım, sen hasta değilsin ama hasta olma ihtimalin çok yüksek. İşinden izin alıp dört hafta kendine bakacak, yeni alışkanlıklar kazanıp geri döneceksin" diyor. Reçeteyi alan çalışan şirkete gidiyor. Şirket emeklilik fonuna başvuruyor. Kabul gelirse çalışan gerçekten de yeni "iyi yaşam alışkanlıkları" kazanmak için ilgili klinik ya da rehabilitasyon merkezlerinden birinde dört hafta kalıyor, işten izin alıyor. Too good to be true*! dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Ben de öyle dedim. Ama ciddiler. Emeklilik fonunun mantığı şöyleymiş; hasta olduğunda çok daha büyük bir harcama yapmaktansa neden arada, kendini düzeltebileceği bir yatırımı yapmayayım? Çok yenilikçi, çok da fazla kullanılmayan bu uygulamanın ülke genelinde yaygınlaşması bekleniyor.
*Gerçek olamayacak kadar iyi; değil mi?

Ve tabii ki...The Zebra Movement!

Girişimcilik sektöründe çok konuşulur. Unicorn aşağı, unicorn yukarı. Tek boynuzlu at demek unicorn. Zor bulunduğu için onlara böyle denir. Değerlemesi 1 milyar doların üstünde olan tüm firmalar unicorn'dur. Her girişimcinin hayalidir bir gün bir unicorn olmak... Mı acaba?
Dört kadın tarafından başlatılan The Zebra Movement yani Zebra Hareketi buna karşı çıkıyor. Özellikle de son on senede yaratılan heyecan ve kamuoyundaki "yatırım al-sat-çık" mottosu ile girişimcilerin aslında tam da ne yaptıklarını bilmeden yatırım aldıklarını söyleyen grup, her şirketin bu şekilde büyümeye ihtiyacı olmadığını savunuyor. Risk sermayesine karşı olmadıklarını söyleyen organizasyon, risk sermayesi ile yapılan agresif büyüme metodlarına ve bunun tek bir yolmuş gibi gösterilmesine karşı. Bir çok girişimcinin gereksiz erken bir ölçeklenme ve büyüme telaşı ile aslında gelecek vaad edebilecek işlerini erkenden yıktıklarını savunan organizasyon, kamuoyunda farklı bir bakış açısını öne çıkartmak istiyor. Ekip, sürdürülebilir, dünyada fark yaratmak isteyecek, belki de illa ki satmak istemeyecek tüm Zebra'ları bir araya gelmeye çağırıyor. Zebra'lar toplaşın bakalım!

Beklemede kalın; devamı gelecek!

Yazan: Melis Abacıoğlu Sezener
Derleyen: Ezgi Bozkurt